SÖYLEŞİ

AHMET TERCAN & ESİN TERCAN

Ahmet Tercan ve Esin Tercan Kalebodur'la Mimarlar Konuşuyor'da Prof. Dr. Abdi Güzer'in konukları oldu.

--

Celal Abdi Güzer: Mimarlık ortamında yer alma yoğunluğunuz, yaptığınız işlerin yoğunluğu ve niteliği ile ortalını değil. Kasıtlı olarak geri durma, kendini öne çıkarmama eğilimi var gibi, doğru mu bu saptama?

Esin Tercan: Evet, Ahmet’in akademisyen olması sebebi ile geride durduk ve yaptığımız işlerle ön planda olalım istedik.

Ahmet Tercan: 1993-1994 yıllarında ofis düzeni içinde çalışmaya başladık. İlk başladığımız yıllarda görünür olma meselesi çok da önemli değildi. O yıllarda birinin size gelip tasarım talep ediyor olması yeterliydi ve mimarlık ortamı içinde daha görünür olmamız gerektiğini hiç hissetmemiştik. Günümüzde ama bu durum biraz değişti. Bugün daha görünür olma ve onun üzerinden etkin olabilme durumu söz konusu; görünürlüğünüz hatta iş yapabilme performansınızı etkiliyor ve belirliyor.

CAG: Görünürlüğün de iki anlamı var. Birincisi projenin -bazen kendi sözünün de önüne geçen bir tanıtım etkinliğine dönüşebildiği- görünürlüğü, bir diğeri de mimarın kendisinin görünürlüğü. Bunlar pazarda tasarım ürününe artı değer katan, kaçınılmaz unsurlar haline geldi.

AT: Ancak bu görünürlüğün artması, siyaseten doğruculuk meselesini de ortaya çıktı. Ofis olarak bunu sorguluyoruz: “Bizim projelerimizde siyaseten doğru bir düzleme gelebilmek ne kadar hakikat oluyor?”. Bazen bu çabanın altında eziliyorsunuz çünkü bir meşrulaştırma çabası oluyor ve bu esnada hakikat olarak kabul ettiğiniz bazı şeyler ile çelişiyorsunuz. Bence her mimarın bununla hesaplaşması gerekiyor.

[…]

CAG: Sizin ofis modelinizin bana ilginç gelmesinin nedenlerinden biri de uygulama ve eğitimin bir aradalığı. Bu sanırım sizin mezun olduğunuz okulun geleneğinde de var. Eğitim ve uygulamanın karşılıklı katkılarını ben çok önemsiyorum.

AT: Bizim üniversitemiz aslında akademi, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi ve bu akademi geleneği hala sürmekte. Mimarlık eğitimi klasik bir üniversite eğitimi değil; aslında bir mesleki eğitim ve adeta yüksek okul. Bunun mimarlık eğitimi alanındaki esas meselelerden biri olduğunu ve tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Akademi’de okurken, eğitim ve pratiğin iç içe geçmiş halini hem derslerde hem de ders dışı zamanlarda görebildik. Örnek olarak, Akademi’de erken çalışmaya başlarsınız. 2’nci sınıfın bittiği yaz, Utarit İzgi’nin ofisinde çalışmaya başladık. Orası da ayrı bir okuldu. […] Pratikle uygulama, kuram ile pratik arasındaki geçişleri orada size bir ustanın nasıl aktardığını görmüş oluyorsunuz. Usta-çırak ilişkisinin dönüşmüş hali bizim kurumumuzda [Mimar Sinan Üniversitesi] hala devam ediyor. Bunun korunması gerektiğini düşünüyorum ancak korunabilmesi için bir dönüşüme ihtiyacı olduğunu da düşünüyorum.

CAG: Nedir bu yeni model?

AT: Yeni modelin en önemli girdisi değişim. Utarit hoca zamanında her şey çok daha yavaştı; aynı malzemeler, benzer detaylar söz konusuydu. Dolayısıyla bu bilginin aktarılması ve kuşaklar boyu sürdürülebilmesi mümkündü. Bugün bilgi o kadar hızlı dönüşüyor ve çoğalıyor ki, bu aktarım mümkün değil; artık büyük bir usta yok. Yeni bir malzeme geliyor, biz 30 küsur yıllık mimarız, kendimizi acemi hissedebiliyoruz. Bu acemiliklere ve yeniden öğrenme durumuna çok iyi adapte olmak lazım.

[…]

CAG: Sizi en çok temsil eden veya en sevdiğiniz yapılarınız hangileri?

ET: Yalnızca binayı sevdiğimiz için değil ayrıca binanın çevreye katkısı açısından Uşak Üniversitesi 1 Eylül Kampüsü’nde yaptığımız kütüphane, derslik ve spor yapılarını örnek verebilirim. Uşak Üniversitesi bir kamu üniversitesi, çok kısıtlı bütçelerde çalıştık, yapı işlerini ikna ederek üretim yaptık. Derslik blokunun çift cepheli kanopi yapısını yapmak istemediler, “Ne gerek var” dediler. Fakat biz öğrencilerin kullanabileceği, bir araya gelebileceği bir mekan oluşturmak istedik. Ve şimdi bakıyoruz, çok iyi kullanılıyor. Spor yapıları da çok iyi kullanılıyor; orada basketbol oynuyorlar, spor önem kazandı ve üniversiteyi tercih sebebi oldu. Hatta şu an Uşak basketbol takımı, biraz da bu bina sayesinde, 1’inci lige geçti. Kütüphane binasını “öğrenim merkezi” diye isimlendirdik, 24 saat kapanmayıp çalışan bir bina.