SÖYLEŞİ

ÖMER YILMAZ

Kalebodur’un 2013 yılından beri düzenlediği “Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor” söyleşi serisinin konuğu Arkitera.com kurucusu Ömer Yılmaz oldu. Ömer Yılmaz’la Türkiye’de mimarlık yayınlarını, dijital ortamın mimarlık alanına katkılarını konuştuk.

Celal Abdi Güzer: Özellikle Türkiye mimarlık ortamında dönüşümün izleri Arkitera’yla oluştu. Basılı ana eksen medyanın baskınlığından sıyrılıp dijital ortama ve çok kullanıcılı medyaya geçişte senin önemli katkıların oldu. Sürecin başında olumlu ve olumsuz pek çok tepki de uyandı. Özellikle eski kuşak biraz ayak sürüdü; genç kuşak sahiplendi. Derken sistem bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yerleşti. Bugün kaçıncı yılında Arkitera?

Ömer Yılmaz: 16’ya doğru gidiyoruz.

Celal Abdi Güzer: Anlamak ve ölçmek için geride epey bir birikim var; az bir zaman değil. Bugün kendini ve Arkitera’yı nasıl değerlendiriyorsun?

Ömer Yılmaz: Öncelikle, evet söylediğin dönüşüm oldu ama bunu bana mal etmemek lazım diye düşünüyorum. Biz 2000 yılında kendimizi bu dönüşümün içinde bulduk ama kurum olarak bulduk. Arkitera’nın kuruluşunda iki ortağım daha vardı: Ömer Kanıpak ve Banu Binat. 5 yıl içinde biri, 9 yıl içinde de diğer ortağım ayrıldı. 5-6 yıldır kendim yürütüyorum.

Celal Abdi Güzer: Bu aynı zamanda bir zorluğa da mı işaret ediyor?

Ömer Yılmaz: Bilmiyorum ki, çok karışık. İşin içinde olmak gerekiyor herhalde. Şimdi zaten ben de ayrılacağım. Onu ayrıca konuşuruz. Dolaysıyla bu dönüşüm kurumun yaptığı bir şey, bana mal edilmesini doğru bulmuyorum, benim de hakkım vardır ama kurumun içinde çalışan sayımız yüzü geçti. Ortaklar dışında da birçok kişi dahil oldu, onların hepsinin katkısı var. Bizim yaptığımız en kritik iş, kurumu zamanında kurmuş olmak; şanslıydık bana sorarsan.

Celal Abdi Güzer: Arkitera belki öngörülen belki de öngörülemeyen bir şekilde giderek kurumsallaşarak Türkiye mimarlık ortamı için bellek oluşturmaya başladı. Diğer medya kanallarından çok farklı olarak, bir sürü üyesi var ve interaktif bir platform olarak işliyor. Ama kurum hep yan projelere açılarak devam etti yoluna. Bunların arasında Arkiv projesi var ki Türkiye’de mimari projeleri bir araya getiren, sınıflayan, birikim oluşturan ve projelerin tartışmaya açıldığı bir ortam sunuyor. Ama onun ötesinde de yayıncılık var, mimari toplantılar var. Şimdi Yarışmayla Yap projesi var. Dolayısıyla Arkitera’yı bir şemsiye gibi görüyorum ben.

Ömer Yılmaz: Arkitera.com demek daha doğru olur. Şirket adıyla marka adı aynı olan şirketlerdeniz. O yüzden vurguladım Arkitera.com’u.

Celal Abdi Güzer: İnternet ortamında mimarlığın var olmasıyla birlikte bir çok değişti. Bu değişimi nasıl görüyorsun?

Ömer Yılmaz: Biz domain’i 2000 yılının Haziran ayında satın aldık ve Arkitera.com 9 Ekim’de yayına başladı. Html’ine kadar Ömer Kanıpak ile birlikte hazırlamıştık o zaman çünkü yazılımcımız yoktu, yalnızca üçümüz vardık. Daha o zamandan bunun hızlı bir şekilde farklı bir yerlere gideceğini görmüştük. Şanslıydık ama bir yandan da bir vizyonumuz vardı. Basılı yayın hiçbir zaman çıkarmadık. Şirket bütçesinin önemli bir kısmı hala basılı yayın organlarımızdan olan Raf Dergisi’nden geliyor ama Arkitera.com’u basılı bir yayına çevirmeyi; mimarlık dergisine dönüştürmeyi hiçbir zaman düşünmedik. Bugün artık gazeteler kapanıyor. Bunun sinyallerini önceden görmüştük. Ama o zamanlar hiçbirimizin göremediği şey: Aslında internet kağıdı yok etmekle kalmadı aynı zamanda editörü ve muhabiri de yok etti. Bugün medyanın içinde bulunduğu sıkıntının temel nedeni bu. Biz Arkitera ölçeğinde bunun sıkıntısını çekiyoruz ama medyada tek sıkıntı çeken de biz değiliz. Twitter ve Facebook kendi başlarına en güçlü gazeteler olabiliyorlar.

ÖNCEKİ AYDIN BOYSAN
SONRAKİ DOĞAN KUBAN