SÖYLEŞİ

HASAN ÖZBAY

Kalebodur’un düzenlediği Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor söyleşi dizisinin konuğu Hasan Özbay oldu. Hasan Özbay, kentsel planlama ve mimarlık alanındaki deneyimlerinden ve meslek yaşantısı boyunca Türkiye’deki mimarlık ortamından bahsetti.

Söyleşinin bir bölümünü okuyabilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Kentsel tasarımdan mimari ölçeğe ve korumaya kadar aşağı yukarı bütün proje dallarında ve alanlarında deneyimlisin, ama asıl önemlisi Türkiye mimarlık ortamının canlı bir arşivi olduğunu söyleyebiliriz. 1980’lerden başlayarak tüm yarışma süreçlerini, inşa edilen yapıları çok iyi takip ediyorsun. Müthiş bir arşivleme merakın ve geleneğin var mimarlıkla ilgili.

Hasan Özbay: Arşivcilik değil de daha çok toplayıcılık olarak değerlendirmek mümkün. Çünkü arşiv, bunları kategorik olarak ele almayı gerektiriyor. O kadar sistematik değil elimdeki birikim. Ama arşiv meselesini önemsiyorum. Madem bu ülkede mimarlık yapıyoruz, o zaman bu ülkenin mimarlığını da izlemek gerek. Eğitim alanında da bulunuyorum ve gençlerle konuşurken fark ettiğim şu: Batı’daki mimarlığı izlemeye çalışıyorlar, ama Türkiye’deki mimarlığı da bir o kadar bilmiyorlar. Ben bu duruma şaşırıyorum. Geçenlerde kimilerinin Turgut Cansever’i daha önce hiç duymadıklarını fark ettim mesela. Oysa insanların kendi ülkesindeki mimarlığı izlemesi gerekir diye düşünüyorum ve kendi adıma neyi bulursam izlemeye çalışıyorum.

Celal Abdi Güzer: Çok haklısın, uluslararası mimarlığı takip etme meselesi de güncel dönemle sınırlı kalıyor sanki. Hem kendi üniversitemde hem de misafir olarak gittiğim başka okullarda edindiğim deneyimlere bakarak diyebilirim ki, mimarlık tarihine duyulan ilgi çok kısıtlı. Belki bu, bugünün enformasyon bombardımanına tutulmuş ortamından da kaynaklanıyor olabilir ama yine de çok önemli.

Aynı zamanda Tamer Başbuğ, Baran İdil ve Aslı Özbay’la birlikte TH İdil grubunu da temsil ediyorsun. TH İdil, çok boyutlu bir projelendirme ortamının içinde, farklı uçlardan tutarak ve zaman zaman beraber çalışarak önemli işler yaptı. Hepinizin eğitim ortamında da ayrı ayrı katkılarınız var. Son yıllarda da Türkiye coğrafyasına yayılarak ama bir yandan da o beraberliği sürdürerek çalışıyorsunuz.

Hasan Özbay: Ben mimarlık hayatıma Baran İdil’in yanında çalışarak başladım ve ilk beş sene sadece planlamayla uğraştık. O bana çok şey kattı, özellikle mimarlığa sadece parsel bazında değil, kent ölçeğinden de bakmayı öğrendim. Bu insanın ufkunu çok açıyor, çünkü parsel sınırlarının dışına çıktığınız zaman bambaşka seçenekleriniz olduğunu ve tasarımın alanının birdenbire büyüdüğünü fark ediyorsunuz. Biz sadece bununla da yetinmedik, her yaptığımız tasarımda çevreye kentsel ölçekte ne katabiliriz, kente nasıl eklemleniriz diye çaba gösterdik. Gerçi şunu da vurgulamak gerekiyor. Bizim kentlerimizdeki mekanlar da çok süren mekanlar değiller. Yani siz bir şey tasarlıyorsunuz, üç gün sonra sizin tasarımda referans aldığınız komşu yapı birdenbire yok oluvermiş. Bu açıdan Batı ülkelerinde gördüğümüz gibi bağlamı içinde yaklaşıp bütüne ulaşma çabası bizim kentlerimizde ne yazık ki yok. Çünkü bağlam kayboluyor birdenbire.

Celal Abdi Güzer: Özellikle son yıllarda bu durum giderek ivmelenerek yaşanır oldu.

Hasan Özbay: Planlama metodolojisi de çok değişti Türkiye’de. Planlama aslında bir disiplin meselesi. Çünkü planlama sonucunda yalnızca kent mekanı üzerindeki kullanımın değil, kent mekanının da tariflenmesi gerekiyor. Ama bizdeki kent mekanının tarifi son derece tesadüfi olarak belirleniyor. Bunun sonucunda da “Nasıl bir kent oluşuyor?” sorusunun cevabı, çok açık kalmaya başlıyor.

SONRAKİ ERTUN HIZIROĞLU