SÖYLEŞİ

DİLGÜN SAKLAR & MEHMET EMİN ÇAKIRKAYA

Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor programının bu ayki konukları Tekeli Sisa Mimarlık ortakları Dilgün Saklar ve Mehmet Emin Çakırkaya oldu. Saklar ve Çakırkaya, kurumsal bir mimarlık yapısının dinamiklerini, elde ettikleri deneyimleri ve sürdürdükleri tasarım anlayışını anlatıyor.

Söyleşinin bir bölümünü okuyabilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Bir yapının kurumsallaşması ve sonraki kuşaklara aktarılması konusunda özgün bir durumu temsil ediyorsunuz. Bu yapı, arkada birikimi göz önüne alınca avantaj sağlıyor ama sorumluluk anlamında zorlukları da beraberinde getiriyor. Belki oradan başlayabiliriz, kolaylıklar ve zorluklar nedir?

Dilgün Saklar: 1979’da mezun olduktan sonra çalışmaya başladığım bu kurum, benim için okulun bir devamı niteliğinde. Doğan Tekeli ve Sami Sisa ortaklığı mimarlık camiası için ikinci bir okuldur. Birçok meslektaşımız da oradan yetişip sonra kendi işlerini kurdular, ben kalmayı tercih ettim. Çalışma sürecimde de hem Doğan Bey hem de Sami Bey ile düşünce yapısı olsun, mimarlığa bakış açısı ve yaklaşımları olsun iyi bir birliktelik yaşadım, onlardan çok şey öğrendim. Tabi ki aldığım mimarlık eğitiminin önemi büyük ama benim mimarlığım Tekeli Sisa ile birlikte şekillendi diyebilirim. İlk yıllardan itibaren büyük yapılar yapma şansını elde ettim ki bu genç bir mimar için özenilecek bir şeydir, çok kolay yakalanmaz bu fırsat. Halk Bankası, İş Bankası Genel Müdürlüğü, Metrocity ve havaalanı yapıları gibi pek çok projede çalıştım. Bu tür deneyimlerden ve o kurumda bu kadar uzun süre yetiştikten sonra ortaklığın bir takım kolaylıkları oldu elbette. Benzer bir çizgide devam ediyoruz. Sorumluluk anlamında ise, bir büronun bu şekilde devam etmesi tarihe mal olacak bir durum. Böyle bir görevi devralmak ve yürütmek benim için büyük bir onur. İşi en başından beri kendi işimmiş gibi gördüm, kendi işim olsa nasıl yardım dedim hep. Tabi zor tarafı, Doğan Tekeli ve Sami Sisa’nın çizdikleri mimarlık yaklaşımını iyi bir şekilde sürdürebilmek. Bunu başarma düşüncesiyle çalışıyoruz.

Celal Abdi Güzer: Doğan Bey bir tarza ya da stile angaje olmadıklarının altını çizdi. Her projenin yeni bir başlangıç noktası olduğunu ve kendi dinamikleriyle kurgulandığını belirtiyor. Bu yaklaşım; yeni baştan başlamak, gelişmeye açık olmak bu tür bir yapı altında bulunmayı da kolaylaştırıyor olmalı. Peki sizin 1995’te ekibe katılana kadar başka ofis deneyiminiz var mı?

Mehmet Emin Çakırkaya: Benim babam da mimar, dolayısıyla mimarlık ortamıyla aileden gelen bir yakınlığım var. Ben de Dilgün’den çok farklı değilim. Üniversite bitince yüksek lisans sırasında 3 sene bir araştırma görevliliği dönemim oldu İstanbul Teknik Üniversitesi’nde. Sonra Doğan Bey’in teklifiyle ben de katıldım ve tamamen o dönemden beri kesintisiz devam ediyorum.

Celal Abdi Güzer: Üniversite cazip gelmedi mi size?

Mehmet Emin Çakırkaya: O dönemde üniversiteye devam edip etmeme konusunda bir yol ayrımına gelmiştim. Michigan Üniversitesi’nden doktora yapmak üzere kabul almış. Gidip gitmeme kararını vermeye çalışırken Doğan Bey’den böyle bir teklif gelince burayı tercih ettim ve bu şekilde devam ettim.

Celal Abdi Güzer: Bu yapı içinde şu anda sizinle beraber uzun süredir devam eden başkaları da var mı?

Dilgün Saklar: Bizim kadar uzun süredir devam eden yok. On altı kişilik bir ekibiz. Şu anda proje müdürlüğü yapan arkadaşımız da seneler evvel Tekeli Sisa’da çalışmaya başlayıp, sonra başka deneyimler elde edip geri döndü aramıza. O da kurumun iç dinamiklerini iyi bildiği için birlikte çok verimli çalışıyoruz. Daha çok, genç arkadaşlar var tabi.

ÖNCEKİ DOĞAN TEKELİ
SONRAKİ ZİYA TANALI