SÖYLEŞİ

SEMRA & ÖZCAN UYGUR

Kalebodur’un düzenlediği ve Celal Abdi Güzer’in sunduğu “Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor” söyleşilerinin konuğu, Uygur Mimarlık kurucuları Semra ve Özcan Uygur oldu. Söyleşide Uygur Mimarlık’ın kuruluş dönemi ve mimarlık ortamında fark yaratan projeleri konuşuldu.

Söyleşinin bir bölümünü buradan okuyabilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Sizinle ODTÜ’de aynı dönemin öğrencileriyiz ve bizim dönemimize kadar ODTÜ mezunları, uygulama alanında çok faaliyet göstermiyorlardı. Sizse yarışmalar aracılığıyla ortamın içinde yer aldınız, o günden bu yana da süreklilik gösteriyorsunuz. Hikayesini anlatır mısınız?

Semra Uygur: Bizim birlikteliğimiz mezun olmadan önce de devam ediyordu ve bugüne kadar yaptıklarımızı da birlikte yaptık. Mezun olduğumuzda özellikle Özcan’ın başat olarak karar verdiği; benim de ona keyifle uyduğum serbest çalışma isteği üzerine, birlikte devam ettik. O ortam koşullarında bu isteğin yerine getirilebilmesi ancak yarışmalarla mümkündü. Çünkü yeni mezun olmuş mimarlar olarak kimsenin bize arsasını, parasını emanet etmesini beklemiyorduk. O yüzden de mezun olur olmaz yarışmalar ortamına girmek niyetiyle başladık, o zamanki süreç de bunu kendiliğinden yarattı. O dönem yarışmalar Bayındırlık Bakanlığı kanalıyla çıkardı ve bizim mezuniyetimize kadar jüri kompozisyonları ve yarışmaya katılanlar hemen hemen aynı insanlardan oluşuyordu. O dönem aynı kuşaktan arkadaşlarımızın bu işi yapıyor ve başarıyor olmalarının bize verdiği güven, Bayındırlık Bakanlığı’nın kadrosundaki değişimle jüri kompozisyonlarının da değişmesi ve birçok yarışmanın üst üste denk gelmesi bizim bu isteğimizi pekiştirdi.

Celal Abdi Güzer: Çok kapalı bir sistemden biraz daha açık sisteme geçilir gibi oldu ama ağırlıklı olarak tek işveren ve yarışma konusundaki tek otorite, Bayındırlık Bakanlığı gibiydi o dönem. Sonra peki hangi yarışmayla çıkış yaşadınız?

Özcan Uygur: Üst üste kaç yarışmaya katıldık?

Semra Uygur: 6 - 7 yarışmaya girdik ve hiçbirinden bir şey almadık.

Celal Abdi Güzer: Gençler için de bu çok önemli, ümitlerini kaybetmesinler.

Semra Uygur: Yarışma sürecini, özellikle de sergiyi öğrenme işinin devamı gibi algılamayı öğrendikten sonra bir şey almamanın da aslında bir şey öğrenmek olduğunu fark ediyor insan. Bizim o zaman tabi ki moralimiz çok bozuldu ama bunu fark ettikten sonra rahatladık. Kaçıncı yarışmaydı unuttum ama Giresun Hükümet Konağı projesinde birinci olduk ve o üst üste çıkan yarışmaların da tesadüfen en sonuncusuydu.

Özcan Uygur: Bir yarışma furyası vardı ve Giresun Hükümet Konağı ile son buldu o furya, sonra da uzun bir süre ara verildi. Ondan önce bir yarışma vardı, böyle üst üste boş çıktık ve o projenin maketini ben yapmıştım çünkü başka çare yoktu. Giresun Hükümet Konağı’nın maketini de dışarıya yaptırdık. Benim yaptığım maketin parasını götürüp o maketçiye verdik. Böyle de tesadüfler oldu üst üste.

Celal Abdi Güzer: Önemli kırılmalardan biri de CSO. Çünkü ilk defa o seri yarışmaların dışında, ki onlar hep hükümet konağı, belediye gibi yönetim yapılarıydı, birden bire Türkiye’de herkesin ilgisini çekecek Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası yapısı gündeme geldi. Siz o yarışmada birinci oldunuz ve de çok ilginç bir öneriydi sizinki. Türkiye’de hiç uygulanmamış bir yapım sistemi öneren, o dönem için oldukça ilerici sayılacak bir proje, jürinin de cesur davranışıyla birlikte birincilik ödülünü aldı. Çok uzun da bir uygulama süresi oldu. Bugünlerde de artık yapı ister istemez tamamlanma aşamasına doğru gidiyor anladığım kadarıyla. Biraz ondan bahsetmekte yarar var, çünkü o önemli bir kırılma noktası: Sadece sizin açınızdan değil, Türkiye mimarlık ortamı ve o yarışmalar geleneği açısından da öyle.

Semra Uygur: CSO, bizim için çok önemli yarışma ve projelerden bir tanesi. Çünkü biz onu, bir yapının kentle kurduğu ilişkinin önemini kavrayarak yaptık. 1992 senesiydi ve o dönem dünyada da bizim onu öyle düşünmemize yol açan gelişmeler yaşanıyordu. O gelişmeleri de takip edince, bağlamın, kentle kurulacak ilişkinin önemini daha iyi kavramaya başlamıştık. Nicoletti’nin Akropol Müzesi, İskenderiye Kütüphanesi bizim için önemli uluslararası örneklerdi. Şimdi yirmi dördüncü senesine girdik. Evet, yapı ayağa kalkmış ve bitmeye yüz tutmuş gibi görünmekle birlikte, daha çok işi var. Belki yeni bir ihale olacak ama ne zaman biter onu da bilmiyoruz. Daha rekor kırılmadı ama böyle bir rekor denemesine de kimse girmesin.

ÖNCEKİ DOĞAN KUBAN
SONRAKİ HASAN ÖZBAY