SÖYLEŞİ

MASSIMILLIIANO FUKSAS

Kalebodur’un 2013 yılından beri “Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor” başlığı altında düzenlediği söyleşi serisinin konuğu Massimiliano Fuksas’tı.

Söyleşinin bir bölümünü okuyabilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Bildiğim kadarıyla, siz Türkiye'ye ve Türk külürüne aşinasınız. Sık sık ziyaretlerde bulunuyorsunuz; ancak ne yazık ki, henüz Türkiye'de bir yapı, bir proje gerçekleştirmediniz. Öyle değil mi?

Massimilano Fuksas: Bir şeyler yaptım ama buraya gelmek üzere değildi. Tadı, havası, bir ayağı Avrupa'da, bir ayağı Asya'da… Bu öyle bir şey ki, hala çekiciliği var bu şehrin. Moda burada, kültür, Avrupa kültürü, iyi bir şey oluyorsa burada oluyor, kötü bir şey de varsa burada oluyor. Bunu seviyorum çünkü vasatlıktan hiç hoşlanmıyorum. Biliyorsunuz, bu ülke hiçbir zaman vasat olmadı.

Celal Abdi Güzer: Avrupa'yla karşılaştırdığınızda mı?

Massimilano Fuksas: Dünya'nın büyük bir kısmıyla karşılaştırdığınızda. Hala bir enerjiniz var. Birçok problemden sonra, dörtyüz yıllık bir imparatorluğunuz vardı. Bu inanılmaz. Ancak onlar farklı insanları bir arada tutacak yollar bulmuşlardı. Şimdiyse İngiltere ve Amerika, Orta Doğu'ya ulaştılar ama bu küçük ülkelerin karakterlerine dokunmamaları gerektiğini anlamadılar, küçük etnik gruplara.

Celal Abdi Güzer: Bu doğru. Bildiğim kadarıyla siz yarı İtalyan yarı Fransız'sınız.

Massimilano Fuksas: Hayır aslında ben de yarım yarım her şeyden var diyebilirim. Babam Litvanyalıydı. Annem Romalı. Büyükannem Almandı. Ama Strazburg'da doğmuş. Fransa-Prusya Savaşı'ndan sonra, 1870'lerde, Almanlar kazanıyor. Siz aynı anda bir çok kültürü temsil ediyorsunuz. Bir sürü inancı da aynı zamanda. Ailemde beş altı tane farklı inanç var. Bunların hepsiyle birlikte yaşayabilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Roma'da yaşıyorsunuz ve mezun olduğunuz okul…

Massimilano Fuksas: Roma'dan [La Sapienza, çn.] mezun oldum. Paris'te bir ofisim var, bir ofisim de Çin'de.

Celal Abdi Güzer: 1969 yılında sanırım mezun oldunuz, 60'ların sonunda.

Massimilano Fuksas: Bu yıllar bir kayma noktasıydı mimarlık için. Dünya için de.

Celal Abdi Güzer: Evet dünya için de, 1968 önemli bir tarih yaşamlarımızda. Bir şeyler değişmeye başladı sanırım. Siz bir modernist olarak başladınız yanılmıyorsam.

Massimilano Fuksas: Hayır. Ben mimar olmak istemiyordum, sanatçı olmak istiyordum. Hayatımdaki gerçek soru buydu. Sanatçı olmak istediğim için mi bazı şeyler mimarlığımda var oldu yoksa, bu yüzden eksik mi kaldı? Daha sonra ise hibrit olanın üzerine düşünmeye başladım. Belki de hibrit olanı ilk anlayan ben olabilirim. Çünkü ben de hibritim. Sanat ve mimarlık arasında. Utzon'ı Danimarka'da ziyaret ettikten sonra karar verdim. 1965-66 yazıydı sanırım, ofisini ziyaret ettim. Ofis tam bir işlikti, çılgın bir yerdi, Archigram'ındı. Onlar sayesinde, mimar olarak da bir sanatçı olabileceğimi anladım. Şunu anladım ki, bir şeyleri manipüle edebilirsiniz, daha sonra Utzon'la anladım ki karmaşıklık gerçekten inanılmazdı. Ben o yüzden hiçbir zaman modern değildim. Çünkü hiçbir zaman anti-modern değildim. Rönesans ve anti-Rönesans'tan hoşlanmıyorum. Herşeyi seviyorum, A'yı da B'yi de. Sadece A ile yaşayamam. Ya da sadece B ile. Çünkü bence bu sadece kendi kendimize yaptığımız bir kısıtlama. Sonuçta o kadar da önemli değil.

ÖNCEKİ CHARLES RENFRO
SONRAKİ ERIC OWEN MOSS