SÖYLEŞİ

ERTUN HIZIROĞLU

Kalebodur’un düzenlediği Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor dizisinin konuğu Ertun Hızıroğlu oldu. Celal Abdi Güzer’in sunduğu söyleşide, uzun yıllar akademide görev almış, aynı zamanda da uygulama alanında faaliyet göstermiş Ertun Hızıroğlu ile mimarlık eğitimine yönelik anlayışı ve başkanı olduğu İstanbul Serbest Mimarlar Derneği konuşuldu.

Söyleşinin bir kısmını okuyabilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Hem akademi hem de uygulama alanında çalışırken zaman içinde ölçek olarak da büyüyen işler nedeniyle akademiden çok uygulama alanının içinde bulmuşsunuz kendinizi. 1970’lerde Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim üyesi olarak başlayıp Yıldız Teknik Üniversitesi’nde devam etmişsiniz, 1988’de de profesör olmuşsunuz. Ne zamana kadar üniversitedeydiniz?

Ertun Hızıroğlu: 1990’lı yılların sonuna kadar üniversitedeydim. Tabi ki hayat, her zaman farklı akıyor. Bizler dönem olarak Güzel Sanatlar Akademisi’nin şanslı öğrencileriydik. Çünkü kırk kişilik bir sınıftaydık. Lisede de 28 kişi okursanız, artık iyi bir yolu seçememeniz için hiçbir bahaneniz kalmıyor. Hiçbir şey yapmasınız dahi bir şeyleri takip eder oluyorsunuz. Tabi Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki hocalarımız da - Sedad Hakkı Eldem, Mehmet Ali Handan ve Utarit İzgi gibi - yaptıklarıyla ve ortaya koydukları eğitim tarzıyla öğrencilere örnek oldular. Çoğu rol modeldi bizim için.

Celal Abdi Güzer: Çoğu da aynı zamanda uygulamanın içinde olan insanlardı, değil mi?

Ertun Hızıroğlu: Tabi, hem eğitim için hem de bir mimar olarak uygulamanın içinde olmaları açısından rol modellerdi. Beş senenizi bu hocalarla, rahmetli Feridun Akozan, Muhlis Türkmen gibi isimlerle geçiriyor ve onlarla birlikte birebir proje yapıyorsanız birtakım şeyler içinize işliyor. O nedenle de hem akademik hayatım hem de meslekle ilgili çalışmalarımın devam etmesinde oradaki hocalarımızın rol model olarak etkisi büyük.

Celal Abdi Güzer: Peki kırılma noktası ne oldu? Akademiden ayrılma kararı iş yoğunluğundan mı kaynaklandı?

Ertun Hızıroğlu: İş yoğunluğundan daha da önce, benim eğitimle ilgili bir takım düşüncelerim vardı ama bunları her zaman herkesin kabul etmesini bekleyemezsiniz. Mimarlık eğitimi benim için kapanmış kutular içinde olamaz; mimarlık eğitimi dışarıya açık olmalı. Atölyeye kapanmış, bir hoca ve 10 - 15 öğrenci bir arada yarım gün geçirilerek çok daha iyi tasarımlara gidilemez. Ben öğrencilerimle Fenerbahçe’de rahmetli Çelik Gülersoy’un yaptırdığı cam kafeteryada buluşur, projeler bakardım. Çünkü doğadan söz ediyorsunuz; işte doğanın içindesiniz. Böylece öğrenciler de çok daha rahat hareket ediyor.

Bazı öğrencilerim müzikle çok ilgiliydiler. Ben de severim ama profesyonel bir müzik hayatım yoktu tabi; Eric Clapton’ı öğrencilerimle beraber sevmeye başladım. Öğrencilerinizle müzik de dinleyeceksiniz ki bu yakınlık ve dostluk kurulmaya başlasın. Ancak bu bir zaman sonra farklı algılanmaya başlandı; yani dersleri bırakmak gibi göründü.

Öğrencilere sadece bir parsel ve yanına da reçeteyi verip; kuzeye tuvaletler, güneye veya doğuya yatak odası bakacak derseniz bunun sonucunda çıkacak tasarımların da birtakım düşünceleri içermesini beklemek doğru değil. Çünkü herkes bir formata, check-list’e göre tasarım yapmaya başlıyor. Buna karşı çıkıp rahat bıraktığınız zaman da jürilerde tepkiler oluşuyor. Çünkü öğrenci, projeleri o check-list’e göre değerlendirilince tek bir modele doğru gidiyor. Esasında düşünmek, etrafı görmek, tartışmak, şarkı söylemek ve rahat hareket etmek gerek. Tabi ki disiplin var ama mimarlık eğitiminin bunları bir araya getirerek doğru olacağını düşünüyorum.

Bina Bilgisi dersi verirdim, Taylor Teorisi anlatırdım; çalışma metotlarını tartışırdık. Çünkü bu tür metotları, bir takım modeller üzerinden göstermeniz kafalarında yöntemler ortaya çıkarıyor, analiz yapabiliyorlar. Bu iş böyle devam etti ama sonunda baktım ki anlaşmazlıklar farklı boyutlara gidecek, emekliliğimi istedim. Bir de bilhassa tasarım atölyelerinde bulunan hocalarımızın bir takım tasarımlar yapmış olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Çok genç yaşlarda da böyle düşündüğüm için çok yarışmaya giriyordum. Bir öğrenci, hocasının yaptıklarıyla da iftihar etmeli ki küçük gruplarla yaptığınız çalışmalarda size bağlansın.

ÖNCEKİ HASAN ÖZBAY
SONRAKİ DENİZ ASLAN