SÖYLEŞİ

DENİZ ASLAN

Kalebodur’un düzenlediği Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor söyleşilerinin konuğu, DS Mimarlık kurucusu Deniz Aslan oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde akademik çalışmalarına da devam eden Aslan, Celal Abdi Güzer’in mimarlık alanına eklemlenen meselelere dair sorularını yanıtladı.

Söyleşinin bir bölümünü okuyabilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Senin birden fazla şapkan var. Bir eğitimci yanın var, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyeliğini sürdürüyorsun ama onun yanı sıra uygulamanın da içinde birden fazla disipliner alanda var oluyorsun. İlk akla gelen soru, bu kadar karpuz koltuğa nasıl sığıyor? Bunların arasında bir hiyerarşi, birbirini besleme ya da çatışma durumu var mı?

Deniz Aslan: Bu karpuz konusunu en iyi bilenlerden biri de sensindir. Bu durum bence psikolojik; benim konsantrasyonum çok da yüksek değil, o yüzden en başından beri birden fazla şeyi birleştirerek hayatımı sürdürmeyi tercih ettim. Eğitim aldığım dönemden itibaren de mimarlığın tek bir şey olmadığını, yapma eyleminin doğrudan doğruya bir yapma eğilimi olmadığını kabul ederek felsefeyle ve yaşantıyla olan ilişkisini hep öncelikli buldum. Dolayısıyla hep mimarlığın periferisinde gelişen, ona değen arakesitler üzerinde durdum. Özellikle arakesit konusu benim için çok değerli, dolayısıyla tüm bunlara değmeye çalıştım. Ama bütün bu paketin içinde eğitim benim her zaman ana eksenim oldu. Ve eğitim konusunu hem inandığım hem de kendimi sorgulayarak sürekli değişmeye ve değiştirmeye çalıştığım bir konu olarak gördüm. Birçok hocadan aldığımız deneyimlerin de sorgulanması dahil olmak üzere, sorgulama kısmı benim için çok önemliydi.

Celal Abdi Güzer: Mimarlık ve tasarım eğitim anlayışları dışında uğraştığın, değmeye diğer çalıştığın alanlar da bir dünya görüşüne göre, eğitimin olmazsa olmazı. Birçok uluslararası ortamda özellikle stüdyo eğitimi veren pek çok kişi pratikle ilişkileniyor ya da pratiğin içinde olanlar üniversite bünyesine çekiliyor. Bu Türkiye’de de uzun süren bir gelenekti, sonra başka modeller ortaya çıkmaya başladı. Belki o anlamda biz, o geleneği temsil etmeye çalışıyoruz. Ana eksen eğitimin oluşturması önemli.

Deniz Aslan: Eğitim çok taraflı, hatta eğer özellikle bireysel ve bencil konuşursam iki taraflı bir şey. Pratiği çok besliyor; pratiğin de eğitimi desteklemesi önemli ama sadece pratiğin yeterli olmadığını bilmek gerekiyor. Doğrudan doğruya pratikten gelenlerin artık eğitimin içinde yer alması konusu şu aralar bütün fakültelerde çok tartışılıyor. Bu hem çok iyi hem de çok riskli bir şey. Dolayısıyla yazan, çizen, konuşan, düşünsel anlamda üreten bir akademik kimliğin her iki tarafta da oynaması çok olağan ve doğru diye düşünüyorum. Eğitimin bir başka tarafı da şu: Artık rolümüzün değiştiğini düşünüyorum; bizden önceki hocaların rolü öğretendi, bizimki artık böyle değil. Karşınızdakinin de bilginin cevabını ve temsilini bekleyen bir kitle olmaktan çıkmasıyla, beraber bakan, öğrenen rolüne büründük, bilgiyi beraber arıyoruz. Eğitimin en kışkırtıcı yanı da bu. Yepyeni, bambaşka bir jenerasyonla beraberiz, bu da çok kritik. Temsilinden argosuna kadar oldukça değişmiş, benim gibi dijital dünyanın içinde çok fazla var olmayan biri açısından inanılmaz ilginç ve zenginliklerle dolu. Dolayısıyla onun içinde var olabilmek, o dille birlikte bir şeyler yapmak da bana çok değerli ve insanı da güncelleyen bir konu olarak geliyor.

Eğitim kısmı böyle, bir de pratik hayat var. Pratik hayat eğitime göre daha farklı bir yerde durabiliyor; onun kendine göre kuralları, sınırları, bir sürü faktörü var. Dolayısıyla onun içinden son derece sınırlı bir bölgeyi çekip çıkarmaya ve hayata geçirmeye çalışıyorsunuz ve bunun için baya ciddi bir mücadele veriyorsunuz. Bazen taviz veriyorsunuz bazen vermiyorsunuz, o da ayrı bir politika.

ÖNCEKİ ERTUN HIZIROĞLU
SONRAKİ KEN YEANG