SÖYLEŞİ

DAVID CHIPPERFIELD

Kalebodur'la Mimarlar Konuşuyor serisinin özel konuğu olan İngiliz mimar David Chipperfield, Celal Abdi Güzer'in sorularını yanıtladı. “Mimarlığın ve tasarımın, dünyayı değiştireceği bir dönemden sisteme hizmet ettiği bir döneme geçtik” sözleri, Chipperfield'in özellikle vurguladığı düşüncelerdi.

Celal Abdi Güzer: Anladığım kadarıyla, siz Türkiye'de en çok takdir edilen yabancı mimarlardan birisiniz. Çağdaş Britanya mimarlığını oldukça özgün bir yerden temsil ediyorsunuz, Britanyalı mimarları düşündüğümüzde ve Foster, Rogers ve belki Alsop ile kıyaslandığınızda da. Örnekleyecek olursak, siz mimarlığın daha kavramsal yönüyle ilgilisiniz, belli bir biçimsel bağlılıktan sıyrılmış, bu anlamda da daha bağlamsal belki de. Kendinizi çağdaş mimarlık sahnesinde ve Britanya mimarlığında nasıl konumlandırıyorsunuz?

David Chipperfield: Kingston School of Art ve Architectural Association'da okudum. Daha sonra kendilerine büyük bir hayranlık duyduğum Richard Rogers ve Norman Foster için çalıştım. Daha sonra da kendi mimarlık pratiğime başladım. Gerçekleşen ilk üç yapım Japonya'daydı. Diyebilirim ki, mimarlığımın yüzde doksanı İngiltere'nin dışında gerçekleşmiştir, son otuz yılda.

Celal Abdi Güzer: Kırkı aşkın ülkede… Biyografinize baktığımda öyle yazıyordu.

David Chipperfield: Öyle görünüyor, evet. Geçmişim İngiliz, ben İngiliz'im, formasyonumun da açıkça oralı olduğu görülüyor; ancak profesyonel tecrübemin son derece uluslararası olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle şunu söyleyebilirim ki bilinçli bir şekilde kendimi Britanya mimarlık sahnesiyle ilişkilendirmiyorum. Bazı yönleriyle de Britanya mimarlığından kopmuş olduğumu da söyleyebilirim; çünkü seksenler ticari açıdan, hatta kültürel açıdan da zor zamanlardı. Bilirsiniz, Margaret Thatcher'in o dönemde kültür üzerindeki etkisi büyük ve radikal bir kesinti ile sonuçlanmıştı. Sanatçılar ve yaratıcı endüstriler de bundan etkilenmişti. Bu nedenle oldukça olumsuz bir dönemdi aslında.

Celal Abdi Güzer: Bu durum aynı zamanda yeni bir mimarlığın ortaya çıkışının da habercisi olmadı mı? Prens Charles ile birlikte Krier'ı, postmodern tartışmaları düşününce…

David Chipperfield: Şu doğru ki erken bir dönemdi ve evet yetmişlerin sonu seksenlerin başında öyle garip bir dönem yaşandı. İngiltere'de Thatcher yönetimiyle, tesadüf o ki çok sert politik koşullar altında ve ekonomi bakımından zor zamanlar yaşandı. Aynı zamanda şunu da söylemek gerekir ki bu dönemde modernizmin sonu gelmişti. Adına daha sonra postmodernizm diyeceğimiz, tekrar tarihe bakmak gibi çok ilginç bir yönelim gündeme gelmişti. Bu ilginç bir dönemdi, çünkü inanılan hemen her şey artık yerle bir olmuştu. Ancak tarihe yönelen yeni bir inanç ortaya çıktı. Le Corbusier, Aalto ve Mies gibi mimarlığın kahramanlarıyla gelen, eğitimimizi şekillendiren standart formül genişlemeye başladı. Meşruiyeti kabul edilmiş, referans alınan mimarlar menüsü dikkate değer biçimde genişledi. Bu dönemde bir anda, mimari stil, biçim, kent ve tarih üzerine tartışmalarda yeni bir enerji ortaya çıktı. Bu doğru, çok ilginç bir dönemdi.

ÖNCEKİ ERIC OWEN MOSS
SONRAKİ CEM SORGUÇ