SÖYLEŞİ

CHARLES RENFRO

Yapı Endüstri Merkezi tarafından organize edilen Konut Konferansı kapsamında Türkiye'ye gelen Diller Scofidio + Renfro ortağı Charles Renfro Kalebodur'la Mimarlar Konuşuyor'da Celal Abdi Güzer'in konuğu oldu.

Söyleşide konuşulanların bir kısmını okuyabilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Sizden hemen önce burada Bay Fuksas ile bir röportaj gerçekleştirdik. Mimari tasarım ofisleri geleneğinde, Avrupa ve ABD arasındaki temel farklar üzerinde durmuştuk. Ya da ABD ve diğer ülkeler olarak söyleyelim, bu şekilde ifade etmek daha doğru. O da aynı zamanda konuşmasında şöyle ifade etmişti: Büyük ofisler, uluslararası ofisler, ARUP gibi, SOM gibi, KPF gibi ofislerin projelerinin çoğu araştırmaya dayalı değil, daha çok tekrar üretime açık bir tür tipoloji üretimine dayanıyor. Bildiğim kadarıyla siz bu gelenekten gelmiyorsunuz. Doğru mudur? Bu anlamda kendinizi ABD pratiğinde nasıl konumlandırıyorsunuz?

Charles Renfro: Pratiğimizin ABD’de az sayıda benzeri var ancak şüphesiz ki biricik değil. Ölçeği daha küçük olan Avrupa pratiklerinde olduğu gibi araştırma geleneğiyle temelleniyor. Ortaklarım Liz Diller ve Ricardo Scofidio’ya on sekiz yıl önce katıldığımda yalnızca altı kişiydik. 2004 yılında ortak oldum. O zamanlarda, projeleri her seferinde teker teker, sırayla ele alıyorduk. Bu bize her bir projeyi derinlemesine araştırma imkanı veriyordu. Problemi anlamamızı sağlıyordu. Mevcut bir problem yoksa biz masaya bir problem getirebiliyorduk. Hala her bir projemizde bunu yapmaya çalışıyoruz. Bu durum müşterinin bize çözmemiz için bir problemle gelmesinden çok bizim ona bir problem sunmamızla ilişkilenmektedir.

Celal Abdi Güzer: Bu yöntem aslında araştırmanın temellerini şekillendiriyor.

Charles Renfro: Doğru. Çözmeye çalıştığımız şey nedir? Ortaya çıkardığımız şey nedir? Sanıyorum bu ABD için alışılmamış bir yöntem ancak kesinlikle duyulmamış değil. Özellikle New York’ta ve diğer üniversite şehirlerinde, Boston’da Chicago’da olduğu gibi, hocaların aynı zamanda meslek pratiğinin içinde yer aldığı ya da tam tersinin mümkün olduğu durumlarda, araştırma alanı doğrudan mimarın pratiğine etki ediyor. Aynı şekilde mimarın pratiği de kendine akademik dünyanın içinde yer bulabiliyor.

Celal Abdi Güzer: Kısa bir araştırma yaptığımda, sizin Ulusal Akademisyen olarak seçildiğinizi gördüm. 2014 yılında. Çok ilginç gerçekten. Ulusal akademisyen olarak seçilmek ne anlama gelmektedir? Oldukça önemli bir unvan olsa gerek.

Charles Renfro: Bu unvan aslında onursal bir nitelik taşımaktadır. Akademisyen olduktan sonra sizden bu yönde çalışmalarda bulunmanız beklenmez. Öyle sanıyorum ki bu akademisyenlik unvanı aslında biraz eskide kalmış bir onurlandırma. Akademi hala akademidir, öğrenmek ve öğretmek için gittiğin yerdir. Bu durum seni akademisyen yapmaktadır. Bu gelenek yüz elli yıl önce başlamıştır. Şimdi ise, bir öğretmen olmak zorunlu değil, akademi pratiğinin bir parçası olması gerekmiyor, ancak hala aynı çağrışımı yapıyor çünkü unvanın adı akademisyenlik.

Celal Abdi Güzer: Bu aynı zamanda pratiğinizin akademiye aktarılabilir türden bir geçerliliğe sahip olduğuna işaret etmiyor mu?

Charles Renfro: Bu, unvanın oldukça cömert bir değerlendirmesi olur ancak böylesine açıkça ortaya konmadığını söyleyebiliriz. Bence akademide görev alan insanlar ilgili oldukları alanlara cevap verebilecekleri en üst noktadalar. Mimarlık olsun, sanat, kentsel tasarım, dans, yazım. Bu insanlar alanlarına en üst noktalardan katkı koyuyorlar. Bu katkı araştırma temelli olabileceği gibi, olmayabilir de.

Celal Abdi Güzer: Çok teşekkürler.