SÖYLEŞİ

BRIGITTE WEBER

Kalebodur’un 2013 yılından beri Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor başlığı altında düzenlediği söyleşi serisinin konuğu Brigitte Weber’di. Celal Abdi Güzer’in gerçekleştirdiği söyleşide Brigitte Weber’in Türkiye’de ofis açma süreci ve farklı ölçeklerle çeşitlendirmeyi amaçladıkları mimari üretimleri konuşuldu.

Söyleşinin bir kısmı şöyle:

Celal Abdi Güzer: Burada olmanızın birden fazla anlamı var. Burada hem yabancı hem Türk mimarları ağırladık ama sizi nerede konumlandıracağımı bilemiyorum, bir yandan çok buralısınız. Siz kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Brigitte Weber: Ben Avusturya uyruklu bir Türk mimarım diyebilirim. Bana yabancı mimar diyorlar ama ben kendimi öyle görmüyorum; çünkü bu mesleği sadece Türkiye’de yapıyorum. Tabi Avusturya’da doğup büyüdüm ve diplomamı aldım ama kariyer üzerinden konuşursak Türkiye’de devam ediyorum.

Celal Abdi Güzer: 1995 yılından sonra bir Avusturya ayağı yok mu?

Brigitte Weber: Evet, bir yıl boyunca bir profesör ile çalıştım ve o esnada orada Arif Suyabatmaz ile tanıştım. Ardından onunla beraber Türkiye’ye gelmeye karar verdim çünkü Avusturya'da mezun olduktan sonra mimarlık haklarını elde etmek için beş sene bir mimarın yanında çalışmak zorundasınız. Beş seneden sonra mühendislik sınavını geçip mimarlar odasına kayıt olabiliyorsunuz. O zamanlar ortalama 10 seneydi okul süreci, ben dokuz buçuk senede bitirdim. Mimarlık ofisi açmak çok zordu yani. Türkiye benim için bir kısa yoldu. Arif Bey'den bir teklif geldi ofis açma konusunda. Önce kabul etmedim, Türkiye'yi tanımıyordum. Ardından yazın İstanbul'u ziyaret ettim, aşık oldum burada kaldım ve buradaki maceram devam ediyor.

Celal Abdi Güzer: Türkiye'ye geldikten sonra Arif'le birlikte 7-8 yıllık bir ofis süreciniz var değil mi?

Brigitte Weber: Üç sene birlikte çalıştık ama resmi nedenlerden ötürü ismimizi daha uzun süre paylaştık.

Celal Abdi Güzer: 2005 yılından itibaren de tek başınıza çalışmaya başladınız sanırım.

Brigitte Weber: 2005'ten önce ofis açabilmek için Türk vatandaşı olmak zorundaydınız ama 2005 yılında Avrupa Birliği süreçleri gereği kanunlar değişti. Böyle bir hak kazandıktan sonra büromu açtım.

Celal Abdi Güzer: Amerika-Avrupa üzerinden örnek verildiğinde “mezun olur olmaz insanlar haklarını almıyorlar, 4-5 yıl stajlarla geçiyor, sınavlar uygulanıyor” diye çok konuşulur. Türkiye'de diplomanızı alıp odaya kayıt olup İstanbul’un merkezine bir gökdelen yapabilirsiniz denir. Bu durum gerçekten bir şey fark ettiriyor mu? Tamam, kağıt üzerinde böyle ama sonuçta iş hayatının dinamikleri gereği böyle olmuyor. Tersi için de şu geçerli: Kısa yollar hep var. Mesela bir sürü Japon mimar ABD’de iş yapıyor ama orada yapı yapma hakları yok. Bu sistem ne kadar gerçekçi ve geçerli?

Brigitte Weber: Her kısa yol birbiriyle aynı değil tabi. Ben dokuz buçuk sene okudum. İlk okul günümden itibaren her zaman bir mimarın yanında çalıştık, yarışmalara katıldık hiç boş durmadık. Bu geleneksel bir şeydi.

Celal Abdi Güzer: Bir de orada eğitim sistemi ve uygulama arasında sıkı bir ilişki var. Hocaların pek çoğunun ofisi var.

Brigitte Weber: Evet tasarım ve uygulama dersi veren hocalar hep etkin mimarlar olarak çalışıyorlar.

Celal Abdi Güzer: Bu tabi Türkiye'deki durumdan çok farklı.

Brigitte Weber: Evet çok farklı, biz mimarlık okulunda realite içinde büyüdük. Bu dokuz buçuk senede ciddi bir tecrübe kazandım. Türkiye’de 28 gün staj var ve bu çok yetersiz. Hiçbir tecrübe kazandırmıyor, mesela bize gelen öğrencilere o kadar kısa sürede doğru düzgün iş veremiyoruz. İş hayatı öğrencilikten çok farklı bir disiplin gerektiriyor. Ben dokuz buçuk senede belli bir tecrübe kazandığım için kendime güveniyordum ama küçük projelerle başladım, büyük projelere cesaret edemezdim.

Celal Abdi Güzer: İleriye yönelik nasıl bir öngörünüz var?

Brigitte Weber: Büyümeme hali devam edecek, hatta küçülebiliriz. Bir tane büyük projenin yanında bir büyük proje daha yapmamayı tercih ediyoruz, bunların yanında hep butik projeler yürütüyoruz. Şimdi mesela beton-çelik-camdan oluşan gökdelenlerin yanında yatayda devam eden, strüktürünün tamamen ahşap olduğu bir tesis bitirdik. Bu bambaşka ve güzel bir şey. Farklı malzemeleri, ölçekleri ve yaklaşımları kaybetmemek lazım. Hedefimiz bu çeşitliliği sürdürebilmek diyebilirim.

SONRAKİ AYDIN BOYSAN