SÖYLEŞİ

AYDIN BOYSAN

Kalebodur’un 2013 yılından beri “Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor” başlığı altında düzenlediği söyleşi serisinin konuğu Aydın Boysan oldu. Aydın Boysan döneminin mimarlık ortamını, Mimarlar Odası’nı ve İstanbul’u anlattı.

Söyleşide konuşulanların bir kısmı şöyle:

Celal Abdi Güzer: Türkiye mimarlık ortamının çok önemli isimlerinden bir tanesisiniz ama sadece mimarlık alanında değil; sanat, yazın eleştiri ortamının da çok önemli isimlerindensiniz. 1945 yılında mezuniyetinizin ardından 2000 yılına kadar da süren bir mimarlık yaşamınız var. Mimarlar Odası’nın kurucususunuz.

Aydın Boysan: İlk yönetim kurulu üyesi ve ilk genel sekreteriyim.

Celal Abdi Güzer: Mimarlar Odası’ndan önce de Mimarlar Derneği var. 1957 - 1972 yılları arasında İTÜ’de dersler verdiniz. Hürriyet'te, Akşam Gazetelerinde köşe yazılarınız ve çok sayıda da kitabınız, konuşmalarınız var. 55 yıla yakın uygulama alanında bir buçuk milyon metrekare yapı yapmışsınız. Böyle müthiş bir birikim var. Yanlış bilmiyorsam Hakkari’deki hükümet konağı yarışmasıyla başlıyor kariyeriniz.

Aydın Boysan: Hakkari Hükümet Konağı’nda şantiye şefliği yaptım. Öyle başladım mesleğe.

Celal Abdi Güzer: Sonrasında Hürriyet binası, Arçelik binası, şimdi Kanyon’un olduğu yerde eskiden olan Eczacıbaşı binası, bir sürü sanayi tesisi, idari bina, hükümet binası vs. var ama bütün bunları yaparken bir yandan da Mimarlar Odası, yazı, çizi, eğitim her şey var. Bunlar biraz da birbirleri olmadan olmayacak işler sanki. Peki Mimarlar Odası’nın kuruluş öyküsü nedir? Çünkü burada yaptığımız konuşmalar dönüp dolaşıp Türkiye’deki mesleki örgütlenmenin bir takım sorunlarına gelip dayanıyor. “Mezun olur olmaz mesleğe başlama hakkını elde ediyorsunuz; o haklar iyi korunmuyor, yasalar sıkıntılı vs.” deyip bağlanıyor.

Aydın Boysan: Kısaca şunu söyleyeyim; ben doğduğumda Vahdettin hala padişahtı. Bugüne kadar yaşadım, bin türlü karışık işin içinde de oldum. Gazete yazısından tutun da Mimarlar Odası görevine kadar. Baştan aşağı karmakarışık işler yaptım ama deseniz ki “Bir daha dünyaya gelsen ne yaparsın?” Tıpatıp aynı hayatı yaşamak isterim, dakikasından vazgeçmem, dakikasından.

Celal Abdi Güzer: Çok güzel bir şey bunu söyleyebilmek. Peki baktığınızda hiç eleştirecek bir şey yok mu geriye dönük olarak?

Aydın Boysan: Çok… Çok var ama suçum yok. O nedenle her şeyi kolay hatırlıyorum.

Celal Abdi Güzer: Peki İstanbul’a baktığınız zaman ne görüyorsunuz?

Aydın Boysan: Şehre baktığınızda deniz var, kara var her şey var. Marmara var, Karadeniz var. Dünyanın en ilginç şehirlerinden birisidir İstanbul.

Celal Abdi Güzer: Peki ama sahip çıkabildik mi? Koruyabiliyor muyuz?

Aydın Boysan: O başka olay. Övmek başka iş, sahip çıkmak başka; ayrı hesaplar bunlar. Ama sahip çıkamıyoruz. Çocukluğumun İstanbul’u ile şimdiki zamanın İstanbul’u birbirinden çok farklı. Yaşam biçimleri bile çok değişti.

Celal Abdi Güzer: Mimarlar Odası’nda yaptığınız konuşma metnine bakıyorum. Orada hakikaten bu konuların başlıkları var. Mesela “Şehre Yabancılaşma”, ayrıntılar üzerine olan “Sevimli Ayrıntı”, “Müzeler ve Şehirler”. Burada hep toplumla kent arasındaki ilişkiyi anlatıyorsunuz. Kentin nasıl toplumun aynası olduğunu anlatıyorsunuz. Peki sizin kuşakta kimler öne çıkan mimarlardı?

Aydın Boysan: Sedat Hakkı.

Celal Abdi Güzer: Nasıl buluyorsunuz Sedat Hakkı’yı? Çok da Sedat Hakkı’nın izinden giden bir mimar değilsiniz.

Aydın Boysan: Sedat Hakkı Bey yetenekleri olan bir insandı ve yaşama biçiminde fırsatlar eline geçmişti, zengin bir ailedendi, dünyayı tanıyordu, çok iyi bir hayat biçiminin içinde yetişmişti, önemli binalar yapma şansına da sahip oldu ama Sedat Hakkı Bey’in beğenmediğim yanları var.

ÖNCEKİ BRIGITTE WEBER
SONRAKİ ÖMER YILMAZ